Gothic MimarLık...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Gothic MimarLık...

Mesaj tarafından _NeRiSSa_ Bir C.tesi Haz. 05, 2010 2:11 pm

Roman mimarlığının(Bk ROMAN SANATI VE MİMARLIĞI) altın çağının
sonunda(XII. YY.) ortaya çıkan gotik mimarlık gotik üslubunun bütün öbür
sanat biçimlerinden daha uzun ömürlü olarak XVI. yy.a kadar sürmüştür.

Gotik üslubunda yapılan çok sayıda çarpıcı din dışı yapıya karşın yeni mimarlık üslubu
özelikle mimarlıkta Ortaçağ'ın en
verimli alanı olan kiliselere en güzel yapıtlarını vermiştir. 1400
yıllarında gotik mimarlığın Avrupa'nın her yanına yayılmasına karşın en gelişmiş örnekleri
Fransa'nın kuzey kesiminde Paris çevresinden
Saint-Deniş ve Chartres'ı da alarak Champagne bölgesine kadar uzanan
bölgede verilmiştir. Bu bölgede XII ve XIII. yy'larda yapılan bir dizi
katedralde gotik mimarlığın temel yenilikleri ortaya konmuştur.

Roman mimarlığı ile gotik mimarlığı arasındaki temel ayrılık destek
sorununu çözme biçiminde yatmaktadır. Roman mimarlığında yapının bütün
ağırlığını duvarlar taşır ve böylece insanda bir denge bir kütle duygusu
uyandırır; oysa gotik katedrallerde bu ağırlık direkler ve payandalara
yüklenmiştir; direk ve payandalar ustaca yapılmış bir kemer
sistemiyle birbirine bağlanmış dıştan da destek kemerle berkitilmiştir;
bütün bu özellikler insanda yapının gökyüzüne
yükseldiği düşüncesini doğurur.

Gotik mimarlığın yeni nitelikleri özenli kırık-kemer destek-kemer sivri-kemerler oluşturmak
için birleşen silmelerin kesişme noktalarına oluşturmuş tonozların
(kaburgalı tonozlar)kullanımına bağlıdır. Hafif hareketli bir çatkı
görünümündeki yapı iskeletinin bu yolla hantallıktan kurtarılması hem kesişen güç çizgileri
arasında dengeyi gösterir hem de sahnın ışık almasını
kolaylaştırır. Gerçekten artık birer destek olmaktan çıkan duvarlarda
geniş pencereler açılmış duvar resimlerinin yerini içeriye renkli ve
hafif bir ışığın süzülmesini sağlayan ve gökyüzünden yere yansıyan Tanrı
bağışının simgesi sayılan vitraylar almıştır.

Önceleri çok sade olan cephelerde zamanla zengin süslemelerle
bezenmiş geniş kapılar açılmış çok sayıda heykel ve alçak kabartmalara
yer verilmiştir; bunlar âdeta taşa aktarılmış dinsel yâda
din dışı görüntülerin sergilendiği gerçek birer yapıt niteliğindedir.
Gene cepheler kare ya da sekizgen kulelerle bu kuleler de bütünün yukarı
doğru yükselmesine katkıda bulunan külah ya da oklarla süslüdür.

Çok yönlü olan gotik mimarlık kısa sürede gelişti çeşitli
dönem ve ülkelere göre çoğu kez birbirinden farklı görünümler
kazandı.1140-1190 arasındaki ilk dönemde île-de-France'ta daha sonra da
Fransa'nın her yanında çok sayıda katedral yapıldı; bunlar arasında
Noyon (1150) Laon Notre-Dame(Paris'te
1160)Chartres (1195-1260 ) katedralleri sayılabilir.1190'a doğru bu yeni üslupta çalışan
mimarlar sanatlarının en üstün düzeyine ulaştılar ve 1190-1260 arasında
gotik sanat altın çağını yaşadı. Reims (1211-1481)Bourges Beauvais Amiens katedralleri bu
dönemde yapıldı.

Yavaş yavaş mimarlık yapılarının yetkinliği gün geçtikçe artan yukarıya
yükselme kavgasıyla bozuldu ve gotik üslubunun yerini"parıltılı
gotik"üslubu aldı(1260-1380) bu dönemde Metz ve Strasbourg katedralleri
yapıldı. Parıltılı gotiğe denk düşen "dikey üslup" un geliştiği
İngiltere'deyse gotik mimarlık başlangıçta Fransız gotiğine yakındı ama
kısa sürede çok farklı esin kaynaklı ve son derece özgün yapıtlarla
ondan ayrıldı. Sivri kemer oluşturan silmeler destek kemerler kaburgalı
tonozlar destek olmaktan çıkıp süs
niteliği kazandılar.

Gotik mimarlık İtalya' ya XII. yy. da Citeaux rahipleri tarafından
götürüldü bu rahipler çok sayıda manastırın (Fassaova Casamari San Galgona )yapımına ön
ayak oldular söz konusu yapılarda üslup son derece arı ve Fransa'daki
örneklerine yakındır.Ancak bunlar üslubun kural dışı örnekleri sayılır;
çünkü çoğu zaman gotik üslup bu ülkede çok yaygın olan roman üslubu
öğeleriyle çakışmış bu nedenle de bazen tutarsız ama çoğunlukla özgün
yapıların oraya çıkmasına yol açmıştır.

1380-1540 arasında Avrupa gotik üslubu yeni bir evrim daha geçirerek
"alevli gotik" adını aldı. Artık süs öğeleri mimariyi geride bırakarak
ön plana geçmişti; kısa süre sonra kendilerini taştan
danteller gibi saran çok sayıda heykel ve süslerin altında yapılar
nerdeyse gözden silindi. Bu evrim özellikle İngiltere'de daha da
belirginleşti "dikey üslup"un yerini süslü üslup aldı; Almanya'daysa
güçlü ve gerçekçi bir heykelcilik anlayışı Fransa'daki yapıların
ölçülük ve zarifliğine ters düşen bir coşku ve zenginlik ortay konmasına
yol açtı.
avatar
_NeRiSSa_
•Demir Baş •
•Demir Baş •

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 733
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 3623
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 24/05/10
<B>Yaş</B> Yaş : 20

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz