Hıristiyanlık Felsefesi Nedir?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Hıristiyanlık Felsefesi Nedir?

Mesaj tarafından DonaLd Bir Ptsi Mayıs 24, 2010 7:56 pm

Düşünce akımlarının temel hatlarını çizdiğimiz İlkçağın bu son
döneminde yeni bir din, yeni bir örgüt olarak "Hıristiyanlık" ortaya
çıkmıştır. Hıristiyanlık, kaynağı yönünden, Roma'daki çeşitli
helenistik tapınmalardan biridir.

M.Ö. tahminen I. yüzyılda helenistik dinlerin Roma'da tutunmaya ve
örgütlerini kurmaya başladıklarını görmüştük. Ancak Doğu'dan gelen bu
dinsel akımlar, zamanla, Roma'nın resmi diniyle uyuşmazlığa düşmüştür.
Çünkü Roma dini gittikçe bir devlet dini durumuna gelmişti.

Bir helenistik dine. bağlı olmak aynı zamanda resmi dinin çerçevesinde
kalmaya, imparatora karşı gerekli tapınmalarda bulunmaya bir engel
oluşturmuyordu. Romalıların birçok Tanrıların varlığını benimsemesi,
çeşitli dinlere aynı zamanda bağlı olmayı kolaylaştırıyordu. Ancak tüm
helenistik dinlerin temelini, "ruhun ölümsüz olduğu" düşünüşü
oluşturur.

İşte doğudan gelen dinlerin Roma'da kazandıkları büyük etkinliğin
nedenini, özellikle bu noktada, yani bireye ölmezliği vadetmelerinde
aramak gerekir. Oysa resmi Roma dini, bireylerin gelecekleri ile hiç
ilgilenmeyen soğuk bir devlet dini idi.

Helenistik dinlerde ruhun ölümlü olmadığı düşüncesi, bir başka
anlayışla da ilgili bulunmaktadır. Bu dinlerde önce ölen sonra da
"tekrar dirilen" bir Allah kabul edilir; yani ilkin ölüme yenilen
Allah'ın, sonradan ölümü yendiğine inanılır. Böyle bir Allah'a inanan
bir kişiye, belli törenlerden geçtikten sonra, bu Allah'ın sonuna
katılacağı, tıpkı onun gibi yeniden dirileceği vadedilir. İşte tüm
helenistik dinler için ortak olan bu görüşler, ilk Hıristiyanlığın da
karakteristiğini oluşturur.

İlk Hıristiyanlığın başlangıcında iki ana fikir ile karşılaşıyoruz:
Önce ölümün nedenini "günah"ta aramak gerekir. Çünkü insanlar günah
işlemekle Allah'tan uzaklaşmış, bu nedenle alın yazısına (kadere)
katılamaz olmuş ve ölüme mahkûm edilmiştir. İnsanın ölümden
kurtulabilmesi için günah işlememesi gerekir.

Ne var ki insan yalnızca kendi olanaklarıyla ya da yalnızca kendi
gücüyle günahtan uzak duramaz. İnsanın günahtan kurtulması için,
Allah'ın "şefaat" (bağışlanma) edip onu günahtan kurtarması gerekir.
Böylece Hıristiyanlığın ikinci ana fikrine gelmiş oluyoruz: Allah
"Îsa"nın varlığında insan şekline girmiştir. Allah bir büyük kahraman,
bir büyük imparator şeklinde görünmemiş, aksine aşağılanan, yoksul ve
zavallı bir insan biçiminde görünmüş (tecelli etmiş)tür.

Bu zavallı insan biçiminde Allah, pek çok hakaretlere uğramış, sonunda
çarmıha gerilerek ölen bir insan olarak kendi ölümünü algılamıştır.
Fakat ölümünden üç gün sonra yeniden dirilmesiyle, Allah ölmezliğini
kanıtlamıştır. İşte önce ölen sonra yeniden dirilen bu Allah'ın alın
yazısına (mukadderatına) katılan bir insan, aynı onun gibi, ölümden
sonra yeniden dirilecektir.

Bu görüşleri ile, öteki helenistik dinlerle ortak düşünmekte olan
Hıristiyanlığın, onlardan "ayrılan" yanları vardır. Hıristiyanlık öteki
helenistik tapınmalardan, Allah'ın büyük bir kişi varlığında değil
de, İsa gibi "zavallı bir insan "da görünmesi (tecelli etmesi) ile
ayrılır. Bu düşünce Hıristiyanlığın geniş biçimde yayılması için can
alıcı bir nokta olmuştur. Bu görüş yardımıyla Hıristiyanlık, İlkçağın
son dönemlerinde büyük ölçüde var olan "işçi" sınıflarının dini
olmak imkânını bulmuştur.

Hıristiyanlığı öteki helenistik tapınmalardan ayıran ikinci nokta,
aslında yahudilikten alınmış olan, "ölümün günahın bir sonucu olduğu"
düşüncesidir. Evrenin iyi ve kötü güçlerin bir savaş alanı olduğu,
kötülüğün Allah'a karşı gelmekten doğduğu düşüncesine Hıristiyanlık
öncesi dönemlerde de rastlandığını biliyoruz. Nitekim Yeni Eflâtunculuk
iyi ile kötüyü karşı karşıya getirmiş, iyi ve kötüyü Allah ile
hiçliğin bir karşıtlığı olarak düşünmüştür. Hıristiyanlık ise savaşın
"Allah" ile "Şeytan" arasında geçtiğini kabul eder.

Hıristiyanlığı öteki helenistik dinlerden ayıran üçüncü nokta, kökü
yine Yahudilikte olan, Hıristiyanlığa bağlı bir kişinin "başka bir dine
girme yasağı"dır. Yahudilik, İlkçağda inananları yalnızca kendisine
bağlamak isteyen tek dindir. Yahudilik öteki dinlerin Tanrılarını bir
"put" olarak görür.

Başka bir deyişle: Yahudilik İlkçağda inananlarından yalnız Yahudi
Allah'ına tapılmasını isteyen, onların başka Tanrılara inanmalarını
yasaklayan tek "tekelci din"dir. Yahudilik, cemaati sınırlı olan ve
inananlarına belli üstünlükler tanıyan dar bir dindir. Küçük bir cemaate
dayanan bu din, misyonerlik yapmaya, yani Yahudiliğe yeni insanlar
kazandırmaya girişmemiştir. Oysa Hıristiyanlık başlangıcından itibaren
"misyonerlik" yapan bir dindir.

Hıristiyanlık, aynı Yahudilik gibi, inananlarının başka Tanrılara
tapınmalarını kesinlikle yasaklar. Bu yasağın resmî Roma dinini de
kapsadığı, Hıristiyanların imparatora tapınmalarını yasakladığı açıktır.
Sonraları büyük bir sorun olan Roma devleti ile Hıristiyanlık
arasındaki çekişmenin kaynağını bu "Yasak"ta aramak gerekir.

Roma dininin son zamanlarında imparatora tapınma gittikçe artan bir
önem kazanmış, böylece bu din, devleti, imparatorun kişiliğinde
Allahlaştıran bir "imparator dini" durumuna gelmiştir. Oysa
Hıristiyanlık, kendi Allah'ı konusundaki tekelciliği yüzünden,
imparatora tapınma ve kurbanlar sunmayı başından beri yasaklamıştır.

İki din arasındaki bu görüş ayrılığı, Roma devleti ile Hıristiyanlığın
anlaşmazlığa düşmesine ve bunun sonunda Hıristiyanlarla ilgili
"kovuşturma" yapılmasına yol açmıştır. Ancak bu uygulama Hıristiyanlığı
zayıflatacağı yerde büsbütün güçlendirmiştir. Çünkü pekçok inatçı din
mazlumlarının ortaya çıkmasına neden olan bu uygulama sonunda,
Hıristiyanlık direnç kazanmaya ve değerini, önemini kanıtlamaya fırsat
bulmuştur.

Önemli olan, bu uygulama sonunda Hıristiyanlığın sağlam ve köklü bir
"örgütlenme" yapmak zorunda kalmış olmasıdır. Oysa öteki helenistik
dinlerden hiçbiri bir kilise, bir ümmet örgütü oluşturamamıştır.
Hıristiyanlık inananlarını cemaatler halinde örgütlemekle sanki devlet
için de devlet gibi bir güce kavuşmuştur. Yeni dinin tümüyle bağımsız
örgütü, devletin kendisine karşı çıkmasına neden olmuştur.

Hıristiyanlığın örgütlenmesinin güçlendiği bu dönemde, Roma devlet
örgütü gücünü yitirmeye başlamış bulunuyordu. Varlığını sürdürebilmek
için ağır girişimlerde bulunmak zorunda kalan imparatorluğun siyasal
örgütü, birlik ve beraberliğinden çok şey yitirmişti.

Roma devletinin çözülme döneminde Hıristiyanlık, günden güne büyüyen
bir güç olarak belirmiştir. Sonuç olarak öyle bir an gelmiştir ki,
Roma imparatorları Hıristiyanlık örgütüyle boğuşmaktan cayarak, bu
örgüte yaslanma gereği duymuştur. Nitekim Hıristiyanlar konusunda en
şiddetli ve en son uygulamayı yapan Diocletion'ın takipçisi (halefi)
olan Konstantin, 300 yıllarında Hıristiyanların izlenmesine ait tüm
yasakları kaldırmak ve Hıristiyanlığı resmen tanımak zorunda
kalmıştır. Konstantin'in takipçisi Julianus Yeni Eflâtunculuğa
dayanarak Roma dinini yeniden canlandırmak istemişse de, bu
girişiminde, bilineceği gibi, başarılı olamamıştır.

Yeni dinde "yayıncılık" dikkat çekici olmuştur. Hıristiyanlık
çerçevesinde yapılan ilk yayının henüz felsefe ile ilgisi yoktur. İlk
Hıristiyan eserleri "dört İncil" kadrosu içinde yazılmış olup, aslında
İsa'nın yaşam ve düşüncelerini açıklar. Birincisi İsa'nın ölümünden
30, dördüncüsü 90 yıl sonra yazılmış olan dört İncil, kuşkusuz,
İsa'nın düşüncelerini gerçekçi biçimde ele almayan, daha çok İsa'nın
kişiliğine ve doktrinine duyulan inançtan kaynaklanan eserlerdir
avatar
DonaLd
кσρυкƒям üує-üує
кσρυкƒям üує-üує

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 24
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 21
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 24/05/10

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz