Join the forum, it's quick and easy

Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

Aşk hikayeleri

2 posters

Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:20 am

Aşk Kapıyı Çaldığında


Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin
almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz
göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.


Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları
açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce
onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp
kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor
olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...

O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu
için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız
filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri
başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu
bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.

Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı
ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına
göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman
sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye
karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da
cesaretli olmalıydım.

Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün
bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan
beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok
olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme
çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini
şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak
vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu
yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim
sonsuza kadar sürecek.

Romantik Sevgili

Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş
arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga
etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica
etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için
ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde
barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine
kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj
geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.
-Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne
olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen
yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye
sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı
ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri
girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu
ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise
yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli
ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
-Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir
olaya vesile oluyorsun.
Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı
tarafa;
-Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve
evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği
kadar çok seviyor.
Dememi istedi. Masama;
-Bu emeğinin karşılığı değil ama,
diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını
çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok
endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love
story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu
açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu
aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan
aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun
şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda
ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz
yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.

adın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.

Omuzları bir küçük kız çocuğun
şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır,kıpır ya
içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
buluverir kendini.
Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş,

esenler de yetmiyormuş gibi.
Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
barışık ve yaşadığına memnun.

Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.

Oynadıkları oyunun
tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
gelmesini.

Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.

Uyku tutmaz bekleyişlerde
ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her
buluşmayla yeniden..
Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.

Birbirlerini gerçekten merak ederler.

Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
bile sorumlu tutmaya başlar kendini.

Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
üstünde tutarlar anlayacağınız.

Günler, aylar geçer...

Hayaller ekranlara sığmaz olur.

Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.

Bulut adam sorar durmadan ;
-N’olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
“Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum”
Artık sorgulamalar başlar duyguları ...

”Bu nedir?...Bunun adı ne..?”
Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
sevda denen şey olmaz zaten.
İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
bakmaktadır.
Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
“Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.”
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm
anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
“Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler
nefes almak için.
Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
Bunu ikisi de bilirler.
Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
“Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal”
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
gezinir kadının
“Hoşçakal”
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR...
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:20 am

Bir zamanlar birbirlerine
asik iki genc vardI.Kizin adi Tispe delikanlininki ise Piremus idi.
Bunlar yanyana evlerde otururlardi.Birlikte büyüdüler ve
çocukluklarindan beri birbirlerine karsi ask beslerlerdi. Fakat aileleri
görüsmelerini istemezlerbirbirlerine uygun olmadiklarini düsünürlerdi.

Oysa onlar birbirlerini
ölesiye seviyorlardi. İki evin arasinda gizli bir catlak vardi aileleri
bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine
seslerini duyurur asklarini dile getirirlerdi.

Bir gece ormandaki agacin
altinda bulusmaya karar verdiler.

Tispe agaca Piremus dan önce
varmisti.Gittiginde avini yeni yemis, agzindan kanlar akan kocaman bir
aslanlA karsi karsiya geldi.

Korkarak bi magaraya dogru
koşmaya basladi.Farkında olmadan yolda boynundaki esarpini düşürmüştü.

O sirada Piremus
geldi.Gördükleri karsisinda donup kalmisti.Kocaman aslan agzinda
kanlarla birlikte biricik sevgilisi

Tispe nin esarpini
parcaliyordu..O an aklina gelen ilk ve tek sey aslani

Tispe yi oldurerek
yedigiydi.Tispesiz yasayamazdi. Aklindan gecen

sadece aski ugruna canina
kiymakti.Belinden hançerini çikardi ve gögsüne sAPLadı.Kanlar icinde
cansiz bedeni yere dustu.

Tispe ise korkusunu bi kenara
atip bir an once askini gormek icin magaradan cikmaya karar vermisti.
Agacin altina geldiginde o korkunc sahneyle yuzlesti. Piremus un cansiz
vucudu yerdeydi ve

elinde Tispenin dusurdugu
esarpini tutuyordu.

Ilk once genc kiz olanlar
karsisinda aglamaktan hicbir seyi anlayamamisti. Ama esarpi ve uzaklasan
aslani

gorunce anladi. Bi an
magarada dusundugu o korkunc sey basina gelmisti. Ve oun öldügünü
dusunen Piremus aski ugruna canina kiymisti.

Tispe bir an bile dusunnmeden
hanceri aldi

ve gogsune götürdü..
Onlarin aski ölesiye bir
askti ve ölüm bile

onlari ayiramazdi. Eger
Piremus aski ugruna ölümü göze

aldiysa o da hic cekinmeden
canina kiyabilirdi ve hanceri sapladi.

Birden vucudu Piremusun
bendeninin

ustune yigildi.O anda
tanrilar bu yuce aski

ölümsüzlestirmek istediler ve
bu çiftin üstünde duran agaci onlarin

aşkına adadilar. Piremusun
kanini bu agacin meyvelerine,Tispenin gözyaslarini ise agacin
yapraklarina verdiler.

O günden beri kara dut
agacinin

meyvesinin cıkmayan
lekesini,(Piremusun kan lekesini), dut agacinin

yapraklari,(Tispenin
gözyaslari) temizler..

Bilirmisiniz; dut agacinin
meyvesinin

lekesi cikmaz ama elinize
agacin yapragini alir avusturursaniz lekenin

gittigini goreceksiniz !

Liseli bir gençti.Gençti
çünkü küçük aşkları vardı,tıpkı diğer geçlerinki gibi.Ama bu genç
hepsinden farklıydı.O küçük aşklarını küçük olarak görmez,her zaman
büyük aşklar kabul ederdi.Eğer bu aşklar herhangi bir nedenle son
bulursa bunu içine sindiremez oldukça üzülürdü.Aslında o kadar fazla da
aşkı olmamıştı.Sadece iki kızı sevmişti o güne kadar.Sadece iki küçük
yüreğe bağlanmıştı.Onlarla da ayrılık yaşamış ve çok üzülmüştü.Zamanla
kendini toparlamayı başardı.Tekrar hayatından memnundu.Küçücük olayları
kendice büyütüp,moralinin bozulduğu anlarda bile mutlu oluyordu.Ta ki
lise ikinci sınıfa geçinceye kadar…


O ilk okul gününde liseli
genç,okulun bahçesinde gördüğü bir kıza aşık olmuştu.Kendine göre,hayatı
boyunca hiç görmediği bir güzellikle karşı karşıyaydı.Sonrasında aynı
sınıfta okuyacaklarını da öğrenince mutluluğu ikiye katlanmıştı.Zamanla o
kızın da kendisine karşı ilgisi olduğunu öğrendi.Yanından ayrılmıyor,o
her tenefüsü belirten zil çaldığında hemen liseli gencin yanına
gidiyordu.Neredeyse koluna girecekmiş gibi yakın yürüyordu ona.Liseli
genç çok mutlu oluyordu hoşlandığı kız ona ilgi gösterdiği zaman.Ona onu
sevdiğini söylemek istiyordu ama tersleneceğini düşünerek bunu
yapamıyordu.Üstelik terslendiği zaman bir arkadaşını da kaybetmiş
olacaktı.Üçüncü sınıfı birlikte okuyacak olmaları da etkiliydi bu
kararda.


Vazgeçti…Artık ona karşı bir
sevgi beslemek istemiyordu içinde.Onu unutmalıydı.Onunla sadece arkadaş
olmalıydı.Böyle düşünüyordu artık.Ama yapamıyordu.Olmuyordu
beceremiyordu işte!Unutamıyordu!...Onu her gördüğünde aklına geliyordu
ona karşı olan büyük aşkı.Kendine bir tokat atarcasına bastırmaya
çalışıyordu bu duyguyu.Beceremiyor yapamıyordu.Yapamazdı da zaten.Çünkü
kendi düşüncelerini kontrol edebilme kabiliyetini kaybetmişti bile…


Yine güzel bir okul gününde
okuldan çıkmıştı.Evine doğru ilerlemeye başladı.Adımları sakin,yüreği
kıpır kıpır yürüyordu.Çünkü hemen arkasında o kız vardı.Bir yol ayrımına
geldiklerinde kız ona iyi akşamlar dilemiş ve yoluna devam etmişti.Ama
ona son kez iyi akşamlar dilediğinin farkında değildi.Liseli genç derin
düşüncelere daldı.O kıza ertesi gün onu sevdiğini söyleyecekti her şeyi
göze alarak…


Tam karşıdan karşıya
geçerken,sarhoş birkaç genç otomobilleriyle hızla yolun ötesinden
geliyorlardı.Liseli genç dalgındı.Ona doğru hızla yaklaşan otomobilleri
çok geç fark etmişti…


Ertesi gün cenazesi
kaldırılacaktı.Bütün arkadaşlarının ve öğretmenlerinin haberi
vardı.Caminin avlusu tıka basa insanlarla doluydu.Kalabalığı
yırtarcasına gelen kız,tabutun içindekinin liseli genç olduğuna inanmak
istemiyordu.Yüzündeki alaycı bir gülümseme ve gözlerinden akan yaşlarla
tabutun kapağını açtı.Liseli genç tabutun içindeydi.Onun buz gibi olan
bedenine sarılıp ağladı ve ona seni çok seviyorum dedi.O anda kız bir
fısıltı duydu; ‘’Bende seni çok seviyorum’’
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:20 am

Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk
üzerine bir hikaye.
Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar
güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı
için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın
amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan
kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı
açıldı ve kız içeri girdi. Çocuk ağır ağır kapıya baktı “Yine
hemşirelerden biri geldi herhalde” diye düşündü, ama gelen hemşire
değildi. Kız ona doğru yaklaştı “çok teşekkür ederim sayenizde amcam
yaşayacak” dedi. Genç mağrur bir şekilde “ben olmasaydım bir başkası da
gelir yardım ederdi. Hiç önemi değil.” Fakat kız onu dinlemedi. “Size
bir yemek ısmarlayabilir miyim” dedi. Çocuk reddetmedi içinden “bu kadar
güzel bir kız reddedilebilirmi” diye geçirdi.
“Tabi ne zaman isterseniz.”
“Hemen şimdiye ne dersiniz.”
“Şimdimi ?”
“Tabiki hem bende beklerken acıkmıştım”
ikisi birlikte yemeğe gittiler. Yemekte muhabbetleri devam etti. Hep
birbirleri hakkında konuştular. Oğlan kızdan ilk gördüğü anda
hoşlanmıştı. Kız ise sadece teşekkür etmek istediği bir yabancıdan bu
kadar çok hoşlanacağını düşünmemişti bile. Konuşmaları sırasında aynı
şeylerden hoşlandıklarını fark ettiler, ikisi de aynı tür filmlerden
hoşlanıyor, aynı tür müziği dinliyor, hatta son zamanlarda aynı
kitapları okumuşlardı. Kız bir erkeğin kendisinin sevdiği şeyleri
sevebileceğini daha önceden hiç düşünememişti ve karşısında böyle biri
vardı. Yemekten sonra kız telefonunu verdi. “Daha sonra ararsan
konuşuruz” dedi. Bu oğlanın çok hoşuna gitmişti. Akşam olduğunda kız
telefonunda bir mesaj gördü “Dünyanın en güzel bayanına. İyi akşamlar”
yazıyordu. Kız birden şaşırdı. Bu kadar erken bir cevap. Demek ki
oğlanda ondan hoşlanmıştı. Buna çok sevindi ve hemen o da cevap
gönderdi. Bu mesajlaşmaları birkaç gün böyle sürdü. Sonunda oğlan ona
çıkma teklif etti. Kız hemen kabul etti. Hayatlarının en güzel günlerini
yaşıyorlardı. İki sevgili , iki aşık. Aşkları o kadar büyüktü ki
sevgileri o kadar içtendi ki bu sevgileri çevresindeki insanlara da
yansıyordu. Fakat oğlanın ailesinin bu aşktan hiç haberi olmamıştı. Hep
onunla sevilisi olmadığı için dalga geçiyorlardı, şimdi de sevgilisi
olduğu için dalga geçecekleri ve bunu hiç istemiyordu. Ama kız ailesi
ile tanışmayı çok istiyordu , oysa her seferinde bir bahane uydurup
erteliyordu.oğlan kızın ailesini bir kere görmüştü. Ama hiç
tanışmamıştı. Kızın ailesi İzmir de oturuyorlardı kendisi ise İstanbul
da amcasını yanında oturuyor ve okuluna gidiyordu.
Sonunda oğlan kızın ısrarlarına dayanamadı ve onu ailesi ile
tanıştıracağını söyledi. Kız buna çok sevinmişti fakat daha önce
ailesine gitmesi gerektiğini geri döndüğünde hemen ailesi ile tanışmak
istediğini söyledi. Anlaştılar ve kız İzmir e doğru yola çıktı. Aradan
bir gün geçti, iki gün geçti kızdan bir ses yoktu. Oysa İstanbul da
birbirlerini görmedikleri anlarda hep telefonda birbirleri ile
konuşurlardı. Peki şimdi ne oldu da aramamıştı.. yoksa ailesi mi izin
vermemişti. Yada yanlış bir söz mü söyledi yanlış bir şey mi yaptı.
Neden aramıyordu. Oğlan onu aramaya çalıştığında her seferinde telefonu
kapalıydı. İki hafta , üç hafta , bir ay. Oğlan sonunda kızın onu
bıraktığını artık onu istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki ansınız bir
akşam telefonu çaldı. Telefonu ilk kez ona bu kadar acı acı çalıyormuş
gibi geldi. Telefonunun ekranına baktı, arayan oydu. Telefonunu hemen
açtı “alo” “alo” telefonda ki ses kızın sesi değildi. Onun ablası
olduğunu söyledi. Oğlanın telefonunu kızın rehberinde bulduğunu bir
arkadaşı olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Oğlan sevgilisiydim diyemedi,
“evet bir arkadaşıyım ama ondan uzun zamandır haber alamıyordum” dedi.
Ablası kızın yaklaşık bir ay önce İzmir e gelirken bir trafik kazası
geçirdiğini üç haftadır komada olduğunu söyleyince oğlan birden dona
kadı neden onu aramadığını şimdi anlamıştı fakat ablasının konuşmasından
olayın bu kadar olmadığını da anlamıştı. “Kardeşimi geçen gün
kaybettik” diyince oğlanın elindeki telefon bir den yere düştü.
Duyduklarına inanmamıştı sevdiği , aşık olduğu kız ölmüş olamazdı.
Telefondaki ses “alo” diye birkaç kez seslendi fakat oğlanın cevap
verecek hali kalmamıştı. Hala inanıyordu. İlk uçakla izmire gitti.
Gerçekten ölmüşmüydü. Bunu öğrenmeliydi. Ailesine gittiğinde dünyası bir
kere daha yıkıldı. Çünkü duyduklarını hepsi doğruydu. Bittiği gün
aşkını toprağa veriyorlardı. Yüreği buna artık dayanamadı ve gözerinden
birkaç damla yaş aktı. Onu son bir kez daha görmeliydi. Bunun için
cenazeyi arkadan takip etti camiden mezarlığa kadar peşlerindeydi.
Mezarlıkta görebileceği bir köşeden onları izledi. Onun yüzünü son bir
kez daha gördü. Alçak bir sesle “hoşcakal aşkım, sen bu dünyada sevdiğim
tek kişiydin” dedi. Arkasını dönüp mezarlıktan çıkmaya karar verdi. Tam
o sırada akrasından bir ses duydu. Bu sesi daha öncede duymuştu ,
telefonda ölüm haberini veren sesin aynısıydı. Kızın ablası ona
seslendi. Oğlan arkasını dönmeden önce gözündeki yaşları sildi. “acaba
siz bu kişimisiniz” dedi ve elindeki zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde
“Biricik aşkıma” yazıyor ve yanında da oğlanın ismi vardı. Oğlan
ağlamaklı bir sesle evet o benim dedi. Ablası ona “bunu ölmeden önceki
gece yazmış ve size vermemi istemişti” dedi ve zarfı verip uzaklaştı.
Oğlan orada mektubu titreyen elleri ile hemen açmaya çalıştı. Mektupta
sadece bir iki kelime vardı.
“Aşkım, seni ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Herkes
iyileşeceğimi söylese de ben öleceğimi biliyorum. Seni son bir kez
görebilmek , sana son bir kez dokunabilmeyi ne kadar çok istiyorum ama
mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Sana sadece tek bir şey söylemek
istiyorum. SENİ SEVİYORUM VE ÖLDÜKTEN SONRA BİLE SEVİCEĞİM. Senden tek
bir şey istiyorum. Benim ardımdan hayata küsme. Ona sarıl , benim için
sarıl. Olumsuzluklara asla yenilme her zaman güçlü ol o zaman sevgim her
zaman yanında olacak ve seni koruyacaktır.
Kalp atışın olmak
Sonra seni hissedebilmek
Bir adımlık zamanda
Bunları şiirinde sen söylemiştin bana bende sana söylüyorum bir adımlık
zaman benim için sonsuza kadar sürecek hoşcakal aşkım. ”

Oğlan bu yazıyı okurken göz yaşlarına artık hakim olamıyordu. Aradan
yıllar geçti. O mektup hala oğlanın cebinde. Ne zaman bir olay olsa ne
zaman üzülse mektubu açar ve yazanları okur üzülmemek için elinden
geleni yapar. O zaman sevdiğinin yanında olduğunu bilir...

Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk
üzerine bir hikaye ..
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:21 am

Gercek ASK

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş.
Bunun üzerine hepsi adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş,
çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman,
Aşk yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alırmısın ?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.
Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir 'den yardım istemiş.
"Kibir, lütfen bana yardım et !"
"Sana yardım edemem, Aşk.
Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin."
diye cevap vermiş Kibir.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş:
"Üzüntü, seninle geleyim."
"Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk 'ın yanından geçmiş;
ama o kadar mutluymuş ki Aşk 'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "
Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş.
Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki,
onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında,
Aşk 'a yardım eden yoluna devam etmiş.
Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk,
Bilgi 'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?"
"O, Zaman 'dı" diye cevap vermiş Bilgi.
"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:
"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."

AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR

Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan insanlar dünyaya ayak basmadan önce,
iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette
dolanıyorlarmış. Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın
oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç
oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgın Çılgınlık,
bağırmış: "Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!"
ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için,
Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3. Ve Çılgınlık
saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat
Ay’ın boynuzuna asilmiş; ihanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi
bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir tasın altına saklanacağını
söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gülün dibine saklanmış; Tutku dünyanın
merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82. Askın dışında, bütün
iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış, Aşk, kararsız
olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Bu bizi şaşırmamalı
çünkü hepimiz Askı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve
Çılgınlık 95, 96, 97... ye gelmiş ve 100'e vardığı anda, Aşk sıçrayıp
güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Ve Çılgınlık bağırmış "Sağım solum
sobedir, geliyorum!" ve arkasını döndüğünde, ilk önce Tembelliği
görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’i
ayin boynuzunda görmüş ve ihaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların
arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini
birer bulmuş, sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en
son saklı kişiyi bulamamış, derken Haset, aşk bulunamadığı için haset
ahaha, Çılgınlığın kulağına fısıldamış:"Askı bulamıyorsun, O güllerin
arasında saklanıyor." Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış
ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek
burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk
elleriyle yüzünü ahaha ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından iki
sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. Çılgınlık Askı bulmak için
heyecandan Askın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. "Ne yaptım ben? Ne
yaptım ben? Diye bağırmış."Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk
cevap vermiş, "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak
istersen, benim kılavuzum olabilirsin."Ve o günden beri, Askın gözü
kördür ve her zaman Çılgınlık yanındadır..."

Mavisi yesiline karismis, uzun uzun agaclarin
gölgelerini cömertce sundugu, türlü türlü böceklerin,
ciceklerin yasadigi, insanoglunun pek az ugradigi
ormanlardan birinde güzel bir göl vardi.
Suyu berrak mi berrak, serin mi serin... Gölün kiyisinda
hayat bulmus boynu bükük papatya, yanibasinda
o essiz büyülü suyun icinde acmis olan, en az kendi
kadar yalniz görünen nilüfer cicegine sevdalanmisti.
Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum,
asaletli halini hayranlikla seyrediyordu her gün.

Nilüfer cicegi de kayitsiz degildi sevgili
papatyasina karsi. Birbirlerine sevgiyle bakiyorlar,
sarkilar söylüyorlardi birlikte. Yalnizliklarini
unutuyorlardi su koskoca orman icinde...
Tanrim, diyordu papatya icinden kimi kez.
Bu güzelligin yaninda benim yerim nedir ki?
O suyun icinde yasar bense toprakta...
Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa
öylesine istiyorum ki onun yaninda olmayi...

- Ey güzel cicegim, ey benim nilüferim
seviyorum seni... Lakin öylesine caresizim ki...
Sana nasil ulasacagimi bile bilmiyorum...
Evet, orada oldugunu bilmek, sesini duymak,
güzelligini görmek bile yetiyor bana ama
istiyorum ki elini tutayim, güzelligine dokunayim.
Gel gör ki ben bir papatyayim, sen ise bir nilüfer...
Ayri dünyalarda yasayan iki ayri cicek...

Nilüfer, karsiliksiz birakmadi papatyanin sözlerini:
- Papatyalarin en tatlisi, kemandan cikan müzik ayni
ama nagmeleri cikaran teller ayridir. Sen baskasin,
ben baskayim, sen ordasin, ben buradayim diye yerinme.
Gönül sesine kulak ver yalniz... Bir seyi istiyorsan
yürekten iste....Sevgi, ask, ne büründügün kiyafeti,
ne makami, ne mesafeleri ne de baska bir seyi dinler...
Onun fermani okunmaya basladimi her sey susar.
Her sey caresiz kalir... Sevgi söz konusu oldugunda
kisi kendi disindaki güclerin insafina kalmaz.
Cünkü; kendisi de güclü bir varlik haline gelir.
Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güvlenmeye
basladikca kayitsiz kalamaz buna tüm evren...
Sen ki benim güzelligime, askinla güzellik katmakta,
yalnizligimi örtbas etmektesin. Benim ve kendinin
varoldugumu ispatlamaktasin dünyaya.

simdi kapat gözlerini simsiki...
Siyril tüm düsüncelerinden...
Yalnizca ama yalnizca beni düsle...
Yanimda oldugunu, gölün sularinda
elimi tuttugunu hayal et... Iste beni...
Göreceksin ki sevginin asamayacagi engel yoktur!

Papatya, nilüferin dedigini yapti. Yalnizca ama
yalnizca onun hayalini doldurdu tüm benligine.
Kendini güzeller güzeli ciceginin
yaninda farzetti. Istedi... Istedi...

- Ac gözlerini!, dedi nilüfer.
Papatya saskinlik icindeydi gözlerini actiginda.
Sevgili ciceginin yaninda,
gölün sulari icinde bir nilüfer cicegiydi artik o da...

Sevmek...
Istemek...
Hayal etmek...
Inanmak...

Olmayacak sey yoktur!
Eger ki; bu duygulara sahipseniz...

Yeni evli bir çift vardı.
Evliliklerinin daha ilk aylarında,
bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
olmadığını anlayıvermişlerdi.

Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
evlenmeden önce sık sık birbirlerini
çok sevdiklerine dair ne kadar da
dil dökmüşlerdi.

Ama şimdilerde, küçük bir söz,
ufak bir hadise aralarında orta çaplı
bir kavganın çıkasına yetiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini
gözden geçirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle
gitmeyeceğinin farkındaydılar.

Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
"Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha
aklımızdan geçirmeyelim.
Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım."

Bu ilginç fikir
hanımının da hoşuna gitti.
Ertesi gün gidip
bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler.
Aradan bir ay geçti.
Bir gece bahçede karşılatılar.
Her ikisinin de elinde
içi su dolu birer bidon vardı.

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık
bu dünyaya
daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm
gazetelere,
kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini
arıyorlardı...
Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.

Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de
engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor,
anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...

"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti
delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç
biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi
bilmiş,
onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi...
Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...

Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü
zehir,
her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler
yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa
karışmıştı...
Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine.
Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce
ellerini
seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği
öpmüş,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha
saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda
değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı
ki...

Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez
elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini
kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden
ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan
göçmek
istemiyordu... Sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu
kalbini kimseyle
paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini
silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne
büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok
daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu
dünyada...
Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti.

Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu
düşünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir
gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...

O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı.
Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar
gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler
eksikti...

Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki
burukluğu bir
türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok
sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya
başlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor,
onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya
başlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay değildi, bir aya kalmadan geçer demişti doktor.

Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her
gün
onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı
idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği
gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye
edeceğine
dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...

Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa
ilişti.
Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı.
Ne
olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi
daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile
verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye başladı. Koltuğuna
geçip
oturdu yavaşça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı.

"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin
sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye
bakabildim... Her
günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da
artıyordu...

Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha
da
hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Her gün yazdım, her gün okudum,
senelerce
ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin
yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim
kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi
değiştirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık
edemezdim.
Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum
diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...

Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen
uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun,
geldiğimi
bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın
birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına,
yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim,
kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok
seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...

SEVGİLİN
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:21 am

Çirkin Postacı


Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da
evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık
bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde
daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım
üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım...


"Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin
sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım
veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..."


Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu?
Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı?
Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi
ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı
her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı.
Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de
yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün
posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim...
Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım mektubu.

Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup.
Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve
susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı...
Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla...
Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..."
Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı...

Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardı
ve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken
kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun
bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı,
kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime
giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu.
Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım.
Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım!...
Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum.
Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti.
O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde
karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu?
Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım.
O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti.
Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok
nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline
aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana,
onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey...

O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların
en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum
kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm.
Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz
havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım,
bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını
eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi...
Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca
güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm,
kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum
mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti?
Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma
bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum.
Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye
olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım
yukarıya.
Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim
en zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da
dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum!

Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var!
Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte.
Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım...
Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana.
Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım...
Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum.
Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt
bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım.

Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış
ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim.
Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim,
bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime
inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim
yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu...


Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu;
"Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını
bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak.
Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal!

Çirkin Postacı..."


Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma,
hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların,rujların ve diğer
karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda;
"Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum.

Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda,
aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor...
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:21 am

Bir Aşk Hikayesi...

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul
salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular
arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..

Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa
görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az
sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel
kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze
geldiler.. Kız gülümsedi..

Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim
bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını
istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince,
delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar
eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir
defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...

Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü,
sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o
dünyalar şirini kızı görmek için..

Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara
Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez
daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,
çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında,
yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi,
okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra
arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene
karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona
ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..

Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar.
Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde
hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir
şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu
çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz
onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte
izleriz, hem de tanışırsınız.."

"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."


Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama
hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın
kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç
unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra
daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana
düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna,
onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu..
Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor,
delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an
dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli
tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama
uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir
hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine
korkuyordu ki..

Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın
koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine..
Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin
üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç
adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz.
Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi
arayacak.."

Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde
onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de
Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse
bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş
dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en
yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı
seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında
bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa
gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti
delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz
da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu
delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..

Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime
konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın"
demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek
istiyordu ki aslında..

Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire
rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek
istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o
dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için..
Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye
kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört
satırını okurken..

"Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar...
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."

Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin
önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları
yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine
inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet,
çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir
şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak
iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin,
ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.
Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok
hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."

"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında
başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı
kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul
yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..

Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun
sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce,
haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi
bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi..
Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla
bekledi. Bazen öfaaale bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye
bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir
antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza
verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir
kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..

Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar
geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni
arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık
hayatımda hiç kimse yok!.."

"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye
çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından
sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."

Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk
dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."

Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü
oracıkta okurken..

"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala
düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da
beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı
ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin
kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti
yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir
delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü
gitmişti acaba?

Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en
iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...

Kızın gözleri onu aradı vapur çıkışında .Zaten internet sayesinde
tanışmışlardı , pek de önemli değildi ama genede heycanlanıyordu ve
telefonu çaldı arayan oydu 5dk 'ya kadar geliceğini söledi ve kızın
içinden bari 5dk kadar bir tur atiyim demeye kalmadan bir adım attıki
,arkadan Derya diye bir ses geldi kulağına doğru . Kafasını
döndürdüğünde gözgöze geldiler genç delikanlıyla .İLk görüşte aşk böyle
birşeydi heralde kendisini onun yanında hiç emanetten saymıyordu onun
gibiydi sanki uzun zamanlardan beri çıkıyor gibilerdi eleleydiler
gözgözelerdi birbirlerini çok seviyordular.Arkadaşlarına iyi
davranıyordu en önemlisi kıza iyi davranıyordu ve kızın kalbini
kazanıyordu böylece
Oldukça birbirleriyle iyi anlaşıyorlardı her ilişkide olduğu gibi arada
kavga ediyorlardı tabi kıskançlık kapris olsun v.s
ama gene barışıyorlardı her hafta sonu buluşuyorlardı çünkü ikiside
okuyorlardı arada bir hafta içide buluşma oluyrodu ama zordu
Çocuk kızın okul çıkışna giderdi ve akşama kadar takılırlardı aylar
böyle geçiyordu birbirlerini severek ama nereden bilebilirdiki çocuk bir
gün ondan nefret etsin
Kaprisleri kıskançlıkları çocuğu bunaltsın .. kız 2005 yılından nefret
eder oldu Çünkü bu yıl ikisi içinde bir dönüm çöküşüdür
Ayrıldıkları gün 4 Ocak 2004 Günü bir kız için kavga etmişlerdi aslında
kız değildi arkadaşı yüzünden bir şakaya kurban gittiler Bir daha
barışmamak üzere ayrıldılar Ne mi oldu ??...
Oğlan 1 2 ay sonra unuttu kızı , ama kızın hala kalbi yaralı izleri
duruyor ne kadar silsede derinlerde biryerlerde saklı
Bu kadar sevmek doğrumu diye düşünüyor kendince
şimdi ayrılalı 11 ay olucak hala unutamadı hala seviyor hala ağlıyorummm
!!!! Seni çok seviyorum Ne olur geri dön
Senden başkasıyla olamadım ya içimi dökmen çok güzel bir duygu ama artık
herkes çok sıkıldı unut unut diye yalvarıyorlar Sanki elimde unutmamak
2005 'ten nefret ediyorum ..!
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:21 am

Daha 18 yasındaydı , ama hayatının sonundaydı.
Tedavisi mümkün olmayan ölümcül kansere yakalanmıştı.
Kahır içinde eve kapamıştı kendisini.
Sokağa çıkmıyordu.
Annesi...Birde kendisi...
O kadar dı bütün hayatı...
Bir gün fena halde sıkıldı,dayanamadı,attı kendini sokağa...
Bir yığın vitrinin önünden geçti.
Tam cd satan bi dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu.
Geri döndü , kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genc kıza bidaha
baktı.
Kendi yaşlarında harika bir genc kızdı aaagahtar.
Hani ilk bakışta aşk derler ya öyle takılıp kalmıştı işte..
İçeri girdi
Kız gülümseyerek koştu ona
->Size nası yardım edebilirim? diye
Nasıl bir gülümsemeydi o.
Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı
Kekeledi, geveledi sonra
->evet su cd yi bana sararmısınız?
Kız cd yi aldı , içeri gitti
Az sonra elinde paket edilmiş geldi.
Aldı pakedi , çıktı dükkandan , evine döndü,açmadan dolaba attı...

Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana
Gene bir cd gösterdi kıza , sardırdı , aldı eve getirdi ,attı paketi
dolaba , gene açmadan...
Günler hep alınan sarılan cd lerle geçti.
Kıza açılmaya bi türlü cesaret edemiyordu.
Annesine açıldı sonunda
Annesi ->Git konuş oğlum , ne var bunda? dedi...
Ertesi sabah bütün cesaretini topladı ve erkenden dükkana gitti.
Bir cd secti .
Kız gülerek aldı plağı arkaya gitti paketlemeye.
Kız içerdeyken bir kağıda
Sizinle bir gece çıkabilirmiyiz diye yazdı altına telefon numarasını
ekledi notu kasanın yanına koydu gizlice..
Sonra pakedini alıp kaçtı gine dükkandan..

2 gün sonra evin telefonu çaldı
Anne açtı telefonu
Cd dükkanındaki aaagahtar kızdı arayan
Delikanlıyı istedi.
Notunu daha yeni bulmuştu
Anne ağlıyordu..
Duymadınız mı? dedi
Dün kaybettik oğlumu..

Cenazeden bikaç gün sonra , anne oğlunun odasına girebildi sonunda..
Ortalığa çeki düzen vermeliydi.
Dolabı açtı...
Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü
Paketleri aldı , oğlunun yatagına oturdu ve birtanesini açtı..
İçinde bir cd vardı birde minik not
''merhaba sizi öyle tatlı buldum ki daha yakından tanımak istiyorum bir
akşam birlikte cıkalım sevgiler ''
Anne bir paketi daha açtı..
Ondada bir cd ve bir not vardı
''Siz gerçekten çok tatlı birisiniz hadi beni bu gece davet edin artık.
sevgiler''

Bir otobüs durağında

karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O
ilk

karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek

için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynıotobüse bindiler. Gençtiler,
çok

genç... Birbirileriyle konuşacakcesareti bulmaları biraz zaman aldı ama

sonunda başrdılar. İkisi de her

sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı

arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise

ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden

evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına

geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre

sonra...


Okullarını bitirince hemen

evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız

kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir

şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir

doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına

uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen,banka hesabında para kalmadığı için
ya

da tam tersine o hesabı daha da

kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi

onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de

büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir
tedavi

sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim

olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam

ettiler

hayatlarına. Çocuk yerine,

sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın,

sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm”

diye yanıt verirdi hep...


Bazen eve geldiğinde, aynanın

üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci

rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,

“Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın

unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları

okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,kimi
zaman

en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı...

Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi

zaten....


Hayat ne kadar hızlı akarsa

aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak
zaman

buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde,
daha

az çalışmaya karar verdiler.Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde


hasta kabul etmeye başladı.Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece

özel projelerde görev aldı.Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir


gün sahilde dolaşırken,harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde

“satılık” levhası asılı olan.

“Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu

viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile.

Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi


yapalım burayı.“Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?”

diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner

dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir

artık....”


Sadece bir hafta ayrı

kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya

giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde

kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,kocasında bir
tuhaflık

olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan

kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği


projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev

bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi

unut...”

Mutsuzluk,

mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir.


Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için

yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat”

diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz

biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara

çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu

yüreği...

Bir gün, çocukluğunun,

gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert
yanarken,

“Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü

kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki

restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.Sonra sarmaş dolaş

biniyorlar arabaya....”


“Sus, sus çabuk, duymak

istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık

arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün,öğle vakti o

restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
masallarının

sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede
çalıştığı

genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına

nasıl sarıldığını gördü adamın...


Akşam kocası eve gelir gelmez,

bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de

yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla

duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık

aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.

Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni”

diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi

nefretle...


İlk celsede boşandılar...

Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı.

Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.Adamın,

sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız

kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor,

aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretinalması için

dua ediyordu.


Aradan bir yıl geçti... Her

şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.


Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında,

karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun”

diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin

ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti

ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü

gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.Geçen yıl

Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir

senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla


birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak
için,

benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.

Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı.. Oysa ilk

karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu.

Tedavi

görüyor ve kurtulacağına

inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda

yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları

durduramayacağını biliyordu kadın.Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline

tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış


bir sürü kağıt duruyordu kutuda.İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları

sırayla oku bir tanem” diyordu...

Sırayla okudu; “Seni çok

sevdim”,

“Seni sevmekten hiç

vazgeçmedim”,

“Senin için

ölürüm derdin hep, doğru söylediğini

bilirdim.”

“Fakat

benimiçin ölmeni istemedim”

“Şimdi bana söz vermeni istiyorum.”


“Benim içinyaşayacaksın,

anlaştık mı?”

son kağıdı eline

alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın...

Ve son kağıtta şunlar

yazılıydı:


“Sahildeki evimizi senin

çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman

terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor

olacağım....”

BUNU OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM
ARKADAŞLARR
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:22 am

SEVGINI BELLI ET
10.Sinif Ingilizce dersinde yanimda bir kiz oturuyordu onun için benim
en iyi Arkadasim diyordum...ama Ben onun ipek gibi saçlarina bakip benim
olmasini istiyordum...ama o bana benim ona baktigim gibi bakmiyordu
bunu biliyordum,dersten sonra kalkti ve geçen gün sinifta olmadigi için
günün notlarini istedi ve ona notlari verirken bana tesekkür etti ve
yanag&yacute;mdan öptü onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
nedenini bilmiyordum ama çok utaniyordum..

11.Sinif
Telefonum çaldi,arayan oydu ve agliyordu bana askin nasil kalbini
kirdigini anlatti,beni evine çagirdi,yalniz kalmak istemedigini söyledi,
bende tabi ki gittim,koltuga,onun yanina oturdum,güzel gözlerine
bakmaya basladim ve onun benim olmasini diledim,2 saat sonra Drew
Barrymore'un bir filmi basladi ve onu izledik filmi izledikten sonra
uyumaya karar verdi, bana her sey için tesekkür etti ve beni yanagimdan
öptü. Onu arkadas olarak istemedigimi Bilmesini istiyordum,onu çok
seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok
utaniyordum...

SON SINIF
Mezuniyet balosundan bir gün önce yanima geldi ve çiktigi çocuk hasta ve
partiye gelemeyecek dedi, benimde çiktigim biri yoktu ve 7.sinifta
birbirimize söz vermistik eger çiktigi biri olmazsa partilere birlikte
gidecektik, "en iyi arkadas" olarak.Ve partiye birlikte gittik,o aksam
çok güzeldi, her sey yolunda gitti, partiden sonra onu evinin kapisinin
önüne kadar biraktim, kapinin önünde ona baktim o da bana güzel
gözleriyle bana gülümseyerek bakti.Onun benim olmasini istiyordum...ama o
bana benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum, bana
"hayatimin en güzel zamanini geçirdigini" söyledi ve yanagimdan öptü...
Onu sadece arkadas olarak istemedigimi Bilmesini istiyordum, onu çok
seviyordum ama Söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum Ama çok
utaniyordum... Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi
çatti.. Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim.Diplomasini
almak için sahneye çikarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi.Onun
benim olmasini istiyordum...Ama o bana benim ona baktigim gözle
bakmiyordu bunu biliyordum.Herkes evine gitmeden önce yanima geldi ve
aglayarak bana sarildi sonra basini omzuma koydu ve "sen benim en iyi
arkadasimsin,tesekkürler" deyip yanagimdan öptü.Onu sadece arkadas
olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok Seviyordum ama
söyleyemiyordum. Nedenini bilmiyorum ama çok utaniyordum...

ARADAN YILLAR GEÇTI
Bir kilisedeydim ve o kizin nikahini izliyorum..evet artik evleniyordu,
onun "evet, kabul ediyorum"demesini,yeni hayatina girmesini izledim,
baska bir adamla evli olarak. Onun beni olmasini istiyordum..ama o bana
benim ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum.Yeni hayatina
girmeden önce yanima geldi ve "nikahima geldin tesekkürler" deyip
yanagimdan öptü. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini
istiyordum, onu çok seviyordum ama Söyleyemiyordum nedenini bilmiyordum
ama çok utaniyordum...

YILLAR ÇABUK GEÇTI
Su an benim bir zamanlar en iyi arkadasim olan kizin tabutuna
bakiyorum,esyalari toplanirken lise yillarinda yazdigi günlügü ortaya
çikti... Hemen günlügünü aldim ve günlükte okudugum satirlar söyleydi...
"Onun gözlerine bakarak onun benim olmasini diledim...ama o bana benim
ona baktigim gözle bakmiyordu bunu biliyordum.Onu sadece arkadas olarak
istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama
SÖYLEYEMIYORDUM.nedenini bilmiyordum ama çok utaniyordum. KESKE BANA
SEVDIGINI SÖYLESEYDI. Hayatta hiçbir sey için geç kalmayin sevdiginizi
söyleyin.Her ne pahasina olursa olsun.Bu onu kaybetmekte olsa.
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:23 am

Ölmeyen Sevgi

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile kosarak geldi... Gözleri
söyle bir sahilde gezindi, aradigini göremeyince ilk gördügü banka
oturup sevdigini beklemeye basladi. Ellerinde her zamanki çiçeklerden
vardi. Sevgilisinin en sevdigi çiçekler bunlardi. Kirmizi , kipkirmizi,
kan kirmizisi güller...
Sanki dalindan yeni koparilmis gibi tazeydiler, buram buram
kokuyorlardi, sevgi kokuyor, ask kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret
kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardi. Sanki agliyor gibiydiler. Genç adam
güllere bakti, sanki onlarla konusuyormus gibi, "Neden agliyorsunuz,
bakin ben ne kadar mutluyum" dedi.
Az sonra sevdigini görecegi için kalbi yine deli gibi atmaya baslamisti.
Ne zaman onu düsünse, onunla bulusacagini hayal etse kalbi ayni böyle
yerinden çikacakmis gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine
ragmen ikiside sevgisinden hiç bir sey kaybetmemisti..
Onlari hiç bir sey ayiramazdi...
Ne hasret, ne ayrilik, ne de ölüm...
Genç adam telasla saatine bakti. Sevdigi yine geç kalmisti, 1 dakika
gece kalmisti. Üstelik o, sevdigini bekletmemek için dakikalarca önce
kosarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdigi her zaman
bunu yapiyordu. Devamli kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru
olurmus diye düsündü...
Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksiz denizlere dikti.. Denizin sonu yok
gibiydi, tipki sevdigi kiza karsi olan aski gibi denizinde sonu yoktu.
Sonsuzluga uzaniyordu. Aslinda bugün onlar için çok özel bir gündü.
Kendi aralarinda söyleneceklerdi. Delikanli önce bunu sevdigine açmis,
sonrada gidip iki yüzük almisti. Bu kadar önemli bir günde bari onu
bekletmemeliydi.. Ama alismisti artik beklemeye, zarari yok biraz daha
beklerim diye düsündü. Güllerin yapraklari nedense hala yasli idi. Bir
türlü anlamiyordu onlari. Her sey bu kadar güzelken neden agliyorlardi
ki?
Iste az sonra sevdigi gelecek, ona sarilacak, kucaklasacaklardi...
Sonra söz yüzüklerini takip, evlilige ilk adimlarini atacaklardi.
Genç adam öyle heyecanliydi ki sevdigine kavusmak için can atiyordu...
Martilara bakti, birbirleriyle oynasip, uçusan martilara... Ne kadar
güzel dansediyorlardi havada.
Tekrar saatine bakti genç adam. Endiselenmeye baslamisti. Sevgilisi yine
geç kalmisti, hem de çok... Bu kadar geç kalmamasi gerekiyordu. Iste
her gün burada bulusmak için sözlesmiyorlar miydi? Her gün sahilde,
martilara bakarak, denizin onlara anlattigi masallari dinleyerek
birbirlerine sarilip hasret gidereceklerine söz vermiyorlar miydi? O
zaman neden gelmemisti yine??...
Aklina kötü düsünceler gelmeye basladi. Hayir.. hayir.. olamazdi.
Sevdigine bir sey olamazdi.
Onsuz hayat yasanmazdi ki...
O ölse bile devamli benimle yasar diye düsündü genç adam. Bunun
düsüncesi bile hos degildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaslarini
kimsenin görmesini istemiyordu.
Zaten nedense etrafindaki insanlar ona sanki kaçik gibi bakiyorlardi.
Rahatsiz olmaya basladi bakislardan.
Artik bikmisti... Yine sevgilisi geldi aklina.. Neden gelmedi acaba diye
düsünmeye basladi. Gözlerini kapatti.
7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdigini bekliyordu.
Daha fazla dayanamadi. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1
damla daha yas güllerin üzerine damladi...
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye
mirildandi...
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanina koyar, ona vermis olurdu...
Genç adam ayaga kalkti. Sevdigiyle bulusmak üzere, yesil tepenin
ardindaki kabristana dogru yürümeye basladi

Yoklugunda Buldum Seni

Yüregim ayaklarima dolasiyor bugün, gidecegin gün yaklasiyor galiba… ve
bu yürek seni kaybetmeye alisiyor…seni tanimadan özlemek, sana alismadan
kaybetmek, benim olmayacagini bile bile istemek, gidecegin gün
yaklasiyor, sen, benim seni sevdigimden habersiz, ben sana bagliyim
kifayetsiz…. Sen yokken yasamadigimi zannetme, sen yokken de sen varmis
gibi gidiyorum sen varken ama bana ait degilken gitmeyi düsündügüm
yerlere sana asik olusumun yildönümü üzerinden uzun zaman geçti, zaman
geçti ama sanki o gün dündü, her günüm ayni benim her saniyem her
dakikam çünkü hep seni yasiyorum her günüm ayni benim çünkü seni sensiz
yasiyorum

Baska gözlerde ariyorum gözlerini, sen diye baska gözlere asik oluyorum.
Sana söyleyemedigim, belki söylemekten çekindigim, ama senin için
yazdigim sözleri söylüyorum, baskalarini sen görüyorum ama baskalari sen
olmuyor… baskalari sen gibi anlamiyor… aglarken gülmüyor… dedim ya
baskalari sen olmuyor, sen olmuyor… ruhsatsiz askim

Günesin dogmasini da istemiyorum artik… karanlik kalsin… karanlik,
yalnizligimin bidayet noktasi, karanlik; sensizligimin hidayet noktasi…
günes dogmasin, ne olur… birakin karanlik kalsin…..

Her sey gerçek yalan olan ben miyim…? Ve her sey gerçek yalan olan askim
mi…? Yalan diyorsun sen, ben, sana seni sevdigimi söylüyorum ama sen
inanmiyorsun… sana hiç seni sevdigimi söylemedim bagira bagira ama
gözlerinin içine uzun uzun baktigim anlarda sana, seni sevdigimi
haykiriyorum, ellerini tuttugumda; sana seni sevdigimi haykiriyorum, ama
bir sana seni sevdigimi söyleyemiyorum….. Hissetmiyorsun hissetmeni
bekliyorum

Yalnizlik pek de zor gelmiyor artik bana hem N. Fazil Kisakürek ne demis


Geçti istemem gelmeni

Yoklugunda buldum seni

Birak vehmimde gölgeni

Gelme artik neye yarar

Gelme artik gelmeni istemiyorum gelmen için yalvarmiyorum gelirsen de
istemiyorum yoklugunda buldum seni ve o sen, sen degilsin sen, benim
askimin maddesisin… maddeye bagli kalmaktan usandim artik… ask
özgürlüktür

Ask maddenin disina çikmaktir… yok istemem, gelme artik……

Sen benim ilk askim oldun ask kutsaldir. Benim olan tek özeldir. Ask
ayaklar altina alinip da harcialem mahallerde sefasi sürülecek fenomen
degildir. Askimin ilk sayfasi evlada diyorum sana yeni bir sayfanin
yapragini araladim evlada ilk askim evlada dostum….

Sana evlada derken senin o meshur sözünü kullaniyorum baska mekanda
baska zamanda bir gün mutlaka…..

sen benim düşünce suçumsun!!

Kurşuna dizilmiş yanlarımı gecenin günahkar sesine asarak aşka beraat
sunuyorum. Dilsiz karanlıkların ucubeliğinde düşüyorum hayat hattından,
vurgunluğun satır aralarına. Derme-çatma bir hayatın gönüllü yeniğiyim.
Eylül bulaşığı saçlarımda ebabil kuşları... Düş vardiyalarımda, ele
avuca sığmaz kabuslar... Susarken kentin gözleri elemli üşümüşlüklerde,
ben lacivert kanıyorum yıldızların koynunda. Sen bilmiyorsun...

Ben Aşk gözlü deli... RÜZGAR... Sensizlikten üşüyen ellerimi en kızıl
acılara batırırken acımadan, nefes nefese yanıyorum. Yalan yok, acımda
yanıyor. Kırgın ve kötürüm kahkahalar kadar açmazda umutlarım... Yüzümün
düştüğü yerde katlediyorum dokuz'a denk düşen tekmil baharları.
Kendimden büyük sözcüklerle kanıyorum sensizliğin alfabesinde. Mor
defterlere düşüyorum, kefenlere gizlediğim tebessüm kırıklarını.
Suretimde cellatlardan kalan yarım bir ölüm... Ey Aşk! Melekler beni
çağırıyor. Ağrılı sancılarla dokunupta kirpiklerine, ağlama. Ölümümden
ben sorumluyum...

Eyvah bir nakarattan yatıştırılamayan cümleler alırken günceme,
dilimdeki yaralı hecelerde vuruyorum esişimi. İsimle ateş arasındakinden
vazgeçmişken ben, zevalin ötesinde gözlerim. Sevdiğim! Başa sardım
ömrümü, yeniden ölmek için. Oysa elden düşme bir ağlayış değildi, içimin
karanlık koridorlarında oyalanan yalnızlık... Bilirim, sen beni
yaralarımdan tanırsın en çok. Ve bilirsin ki sevdiğim, hiçbir ayrılık
ödeyemez bu aşkın bedelini. Dört duvar hayata sığmaz bu kent soylu aşk.
Ömrüm! Saçlarında boğ beni. Gülüşlerimiz buz tutmasın dudaklarında, kan
dilli bir keder üstü. Ağlama bizi yedi iklimin berisinde, ay düşünce
denize...

Şiirlerimden başlamışken beni silmeye, göğün yakınındaki sana nefti
yakalanmalar ayakta hala. Nefesi çatlayan sürgün bir akşamsa sensizlik;
bedeli ömür olan altı susuştur aşk. Yeşil gözlüm ey! Hüznümden başla
enkazımı taşlamaya. İpe götür bu sicilli suretsizliği. Kır zincirlerimi!
Sana azatlığımı esirgeme benden. Ama şimdi ölsem, beş para eder mi
denenmemiş intiharlarım? İstanbul kadar ağlasam, kafi gelir mi suçüstü
suskunluğuna? Ey Aşk! ''Sen bende cennet. Cinnete en yakın...'' Geldim
Molla Cünun'un delilik kapısına. Ateşimde ateşlerde. KURTARMA!..

Bütün dönüş biletlerini yaktım aşkın. Yüreğimin zifiriliğinde kayıpsada
rüyalar şimdi, Mecnunluğuma senden özge Leyla Çölü bulamam. İsmim
isminle bilinir. Bense sana ancak önsöz. Çatırdasın gökkubbe. Kahrolsun,
yatağını üşüten ırmak. Paralansın, kitabesi dikilmeyen şaibeli aşklar.
Kendinden habersiz ıslansın mağrur yağmurlar, ben esişime sığabileceksem
eğer!..

Sevdiğim! Sabaha, kan kırmızı tan yerine ve aşka andolsun ki; benim
bildiğim tek ben, sensin. Hoş geldin yokluğunun varlığına. Hoş geldin,
ateşimin gül yüzü...

Elveda Birtanem

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti yanmanin nedeni aksam
yedikleri degil uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi.
Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti aslinda
bunda geç bile kalmisti. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsiz uyanis
bitmeli... Içinde bir muhakeme baslamisti, kendi kendine söyleniyordu:

“Ona da haksizlik etmek istemiyorum belki hatali olan benim.... Bulunmaz
Hint kumasi degilim ya, görünüs olarak himmm yakisikli çocuk denilecek
biri hiç degilim.... Ama yaptim çok çalistim bitmesin diye kendimle
mantigimla çok kavga ettim olmadi....” Genç adam bunlari düsünürken
surati sekilden sekille giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti,
bugüne kadar hiç bekletmemisti onu simdide bekletmemeliydi. Istanbul
soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.Genç adam gökyüzüne bakarak iç
geçirdi bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor onlar bile agliyor
halimize.

Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadiköy iskelesine geldi her zamanki
gibi yine ilk kendisi gelmisti bulusma yerine. Birkaç dakikalik
beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü, simdi
midesindeki agri daha da artmisti. Karsilama faslindan sonra Besiktas'a
gitme karari aldilar, yolculuk sirasinda hiç konusmadilar; genç adam
günesin yoklugunda grilesen denize bakiyordu. Genç kiz arkadasinin bu
durgunluguna anlam verememisti, öyle ya nereden bilecekti bu gün ayrilik
çanlarini çaldigini.

“Üsüdüm” dedi genç kiz, bu yolculuk boyunca edilen tek lafti. Besiktas'a
geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kiz anlamisti kendisine bir
sey söylenmek istendiginin... “Bana bir sey mi söylemek istiyorsun”
dedi, genç adamin gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçirarak
“evet” seklinde basini salladi.

Genç kiz daha da heyecanlanmisti. Biraz da sinirlenerek “söyle öyleyse
ne diye bekliyorsun.”

Genç adam içini çektikten sonra “sence biz nereye kadar gidecegiz, daha
dogrusu biz iyi bir ikiliyiz”

“Bunlari sorma geregini neden duydun.” dedi genç kiz.

Genç adam söze basladi: “bak canim bundan birkaç ay önce aksam saat
11:00 civariydi sanirim, hatirladin mi?

Genç kiz “evet hatirladim” dedi, ama genç adam genç kizin sözünü
bitirmesini beklemeden “o aksam seni düsünüyordum diger aksamlarda
oldugu gibi senin için bir siir yazmistim onu o an sana okumak
istemistim, sana telefon açtigimda siirimi bile dinlemeden simdi sirasi
mi canim ya senin de isin gücün yok mu demistin bana. Biliyor musun o an
bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düsen bir boksör gibi
olmustum sessiz kalip özür dileyerek telefonu kapatmistim. Daha sonra bu
siiri benden hiç istememistin. Ve bunun gibi bir çok defa tartismamiz
oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte
sen de gelmis, Meral'in bana sen sanslisin Nalan sana bakar sözüne
karsilik sinirli bir edayla “aaaa banane isim yok da sana bakacagim,
annen baksin demistin bunu da hatirladin mi?”

Genç kiz tekrar “evet” dedikten sonra saskin saskin “evet ama bunlari
neden hatirlatiyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kisiligim böyle,
duygusalligi sevmiyorum . Ve hasta bakici gibi göründügümü de kimse
söyleyemez.”

Genç adam güldü “Evet canim bak burda haklisin, sen zaten olmak istesen
bile bu kalbi tasidigin müddetçe hasta bakici hemsire falan olamazsin.”

Genç adam devam etti “bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken
saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin, hiç hatta günün
hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin ama sen seni
seven insanlari mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam
tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni
tanidigimdan beri her sabah aksam, gece yani seni andigim her saat tatli
sözcük mesajim vardi senin için biliyor musun? seninle ben ak ile kara
gibiyiz”

Genç kiz anlamisti, “yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?”

Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdigin ayrilik kararinin
ne kadar dogru oldugunu düsünüyordu.

“Hayir dedi sair olmani istemiyorum zaten olamazsin da; yalniz biz
ayrilmaliyiz, ayrilirsak ikimiz içinde en hayirlisi bu olacak.”

Genç kiz sasirmisti, “Neden ama ben seni seviyorum, senin de beni
sevdigini saniyordum.”

Genç adam iç çekerek “hayir canim sen esas beni sevdigini saniyorsun,
eger beni sevseydin simdi burda baska seyler konusuyor olurduk.”

Genç kizin gözleri yasarmisti, Genç adam cebinden çikardigi mendili
uzatti, genç kiz göz yaslarini silerek kesik bir sesle “Sen bilirsin,
umarim beni baska biri için birakmiyorsundur.”

Genç adam “Nasil böyle bir seyi düsünürsün, senden baska olmadi ve uzun
sürede olacagini sanmiyorum.” Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak
oturduklari masada artik iki yabanci gibi duruyorlardi. Istanbul
yagmurlarla yikanirken yagmura iki sevgilinin umutlari da karisiyordu.

Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kiz “kalkalim istersen” dedi.

Genç adam ben biraz daha burda kalmak istiyorum, istersen sen
kalkabilirsin. Genç kiz “tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek
elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu genç adam “arkadas
olarak beraberiz ama sen istersen tabi” dedi. Genç kiz evet” anlaminda
basini salladi ayrilirken son kez sarildilar birbirlerine.

Genç kiz uzaklasirken genç adam masada dondu kaldi vakit ögleni bulurken
yagan yagmur yerini günese birakmisti, ama genç adam titriyordu onu
titreten açan günese ragmen esen rüzgar miydi, yoksa kalbindeki ayrilik
acisi miydi. Saatlerce dolasti devamli kendini sorguluyordu hatayi
bastan yaptim diyordu, ama yasadigi güzel günlerde olmustu.”allahim”
dedi “allahim güç ver bana”.

Dostlarini düsündü onlarin dediklerini düsündü. Arkadaslari sizler
birbirine zit insanlarsiniz yol yakinken dönün bu yoldan dememis
miydiler. Tabi ya dogru olani yapmisti. Saatler geçtiginde artik günes
yerini yildizlara birakmisti, eve döndügünde yürümekten bitap duruma
düsmüstü. Kendisini karsilayan annesine hiçbir sey söylemeden kendi
odasina gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anilarin agirligi
altinda eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkip ajansa gidecekti,
bunun için uyumasi gerekiyordu.

Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayi basarmisti ve sabah 7'de
saatin zirlamasiyla uyandi genç adam. Evden çikacagi zaman cep
telefonuna bakti, mesaj ve 10 tane cevapsiz arama vardi. Genç adam
yorgun oldugu için duymamisti telefonunun sesini. Cevapsiz arama ve
mesaj canimcim'dan gelmisti canimcim onun Nalana taktigi isimdi,
heyacanla mesaji açti mesajda sunlar yaziyordu.......

“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni
sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel
gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA
BIRTANEM.......”

evet, genç adam sasirmisti, mesajin gelis saatine bakti sabahin besini
gösteriyordu güldü kahkahalar atarak güldü onu tanidigi ve arkadas
oldugu günden beri ilk defa bir siir aliyordu ve ilk defa bu saatte
araniyordu....

Heyecanla hizli arama yapti, çalan telefonu yabanci bir ses açti.

Genç adam “Nalan ile görüsebilirmiyim” dedi. Fakat karsidaki agliyordu,
hiçkira hiçkira agliyordu; “Ben onun annesiyim yavrum, canim kizim bu
sabah intihar etti. Gece odasinda birilerini arayip durdu, sabah
odasinin isigini sönmemis görünce merak ederek odasina girdim, ama
yavrum kendini asmisti.”

Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki
katini çekiyordu simdi. Oldugu yere yigilip kaldi.............

Birkaç ay sonra...

Iki doktor konusur. Doktorlardan biri digerine karsidaki hastanin
durumunu soruyor ....

- haaa o mu, üç ay önce getirdiler elindeki cep telefonunu hiç
birakmiyor, kendisi yüzünden bir genç kiz intihar etmis, o günden sonra o
cep telefonu her zaman elinde devamli bir seyler yazip birine yolluyor.
Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdigi numarayi aradim hayret ki
numara 3 ay önce iptal edilmis, ve gelen mesajlarda bir siir:

“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni
sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel
gözlüm Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek
ölecegim, ELVEDA BIRTANEM.......”
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından GoDFaTHeR C.tesi Mayıs 08, 2010 11:23 am

Aşk Adamı

Sevdanın ne olduğunu asla anlayamayacağını düşünürdü. Sevmek neydi
açıklamak isterdi ama olmazdı yapamazdı. Ve her seferinde sevgiyi
anlatmaya çalışıp da beceremeyince öyle bir şeyin olmadığına inanırdı.
Her aşık oluşunda şiirler yazardı sevgililerine-gerçi onlara sevgili
denilmezdi çünkü o hep platonik aşklar yaşardı. Aşkın somut bir şey
olmadığının farkına çocukken varamazdı. Bir insan neden illa birini
istesin ki diye düşünürdü. Hele bir erkek eğer kendisin çılgınca seven
bir kadın varsa neden başkasını bulmak için uğraşsındı.
Çocukken gördüğü her güzel kadına aşık olduğunu sanırdı ama sonradan acı
bir şekilde öğrenecekti otla bok arasındaki farkı. Aşkı sakızlardan
çıkan yazılarda tanımaya başlamıştı ve öğrendiği ilk İngilizce kelime
‘love’ olmuştu. ‘love is...’ diye başlayan bütün cümleleri okumaktı
amacı. Yaşıtları gibi çıkartma veya araba resmi için değil aşkın ne
olduğunu öğrenmek için sakız alırdı. Sonradan pişman olmayacaktı belki
ama aşkı yanlış tanıdığını gözyaşlarını silerken anlayacaktı.
Aşk vardı elbet artık bunu anlayacak kadar büyümüştü ve artık gerçek
aşklar yaşıyordu. Şiirler yazıyordu geceleri,defterlerinin her tarafına
aşık olduğu kişinin adını yazıyordu. Onu görebilmek için sınıf kapısında
bekliyordu ve soğuklara aldırmadan her teneffüs sevgilinin gözlerini
arıyordu. Aşk neydi belki bunu açıklayamazdı ama soranlara verecek bir
cevabı olurdu her zaman aklının bir yerinde. Yıllardır tanıdığı ve
sadece arkadaş olarak gördüğü kişinin diğer arkadaşları arasında özel
bir yer kaplamaya başlamasını hissederdi. Sadece ona şiirler
yazardı,onunla ilgili hayaller kurardı geceleri bunalım şarkıları
dinlerken. Söylediği her kelimeyi onun duyacağını düşünerek söylerdi ve
saçma sapan yalanlar söylerdi sırf muhabbet olsun diye. Sevgilinin
saçları ve gözleri süslerdi şiirlerini ve sonra yavaşlardı aşkın
şiddeti. Aşkı bir dağa tırmanmaya benzetirdi her zaman. Önce hızla
tırmanırsın,soluğun kesilmeye başlar,gün geçtikçe üşürsün ve gittikçe
yavaşlayarak zirveye varırsın. Sonra farkına bile varmadan yuvarlanırsın
oradan,yeni bir dağa tırmanmak için ayakların aşağıya kayar ve işte
yeni bir dağ...
Sonra aşkı biterdi-yani o öyle hissederdi. Yazdığı şiirleri,karşılıksız
mektupları okurdu ve gülerdi. O zamanlar ne kadar aptal olduğunu
düşünürdü. Bir zamanlar aşk için ölmeli diyen adam o değildi sanki. Aşkı
sıradan bir şey gibi görürdü. Ta ki bir başka göz büyüleyene kadar onu.
O zaman unuturdu her şeyi. Hani yazdığı şiirler kara saçlı kara kaşlı
sevgiliye? Yoklar ,yerini çoktan mavi gözlerin derinliğine bırakılmış
yazılar alır daha sonra belki de yeşil bir göz kim bilir. Ve tekrar
inanmaya başlar aşk için ölme fikrine. Ve o aşkı da biter öncekiler gibi
ve o yine sevmeyi unutur ve tekrar sevdalara yelken açar bu böyle sürüp
gider.
O hep platonik sever. Sever de söyleyemez yazdığı şiirleri kimi zaman
okur ama asla ona yazdığını söyleyemez. Her aşık oluşunda mucizeler
bekler yani hep o’nu bekler. Saatlerce fal bakar seviyor mu sevmiyor mu
diye ve hep seviyor çıkar-zaten sevmiyor çıksa da inanmaz. Ama o bu
düşüncelere dalıp sabahı getirince ve o’nu başka ellerde görünce içinden
kağıtları yırtmak gelir. Ama bir sonraki sefere inanmak için kaldırır
bir kenara. Hep şarkılar söyler;öyle sıradan şarkılar değil aşk
şarkıları sevgiliye söylenmek istenen aşk şarkıları. Aşkı hep dağa
benzetir ya, bir dağdan inip ötekine tırmanmaya başlayınca bazen dönüp
bakar tırmanmış olduğu dağlara ve ne kadar heybetli olduklarını düşünür.
Asla zirvede kalamamıştır ve hep tırmanacağı en yüksek zirveden
inmeyeceğini düşünür. Hayatı boyunca belki de on kez o dağı en büyük dağ
sanacak ama her seferinde yanılacak. Ve bir gün ölmeden anlayamayacak
hangisi en büyük sevdası,hangisi en güzel aşkı.
Dostlarla paylaşacak acılarını, o’nu başka kollarda görmekten
gocunmadığını söyleyecek ama içinde hep aynı şarkı çalacak ‘seni kimler
aldı kimler öpüyor seni’ diyecek ebediyen ve o her zaman yalnız aşık
rolünü üstlenecek baş rolünü oynadığı bu oyunun. Acı acı sövecek kimi
zaman rüzgara kimi zamanda kendi tiyatrosunun senaristi olamayışına...
Ve her seferinde aşkını başka ellerde görünce balonunu elinden kaçıran
bir çocuk gibi ağlayacaktı ve her aşık oluşunda kumdan kaleler yapacaktı
ve sonra insafsız aşıklarca yıkılacaktı. O’nu tanıdığındaysa çok geç
olacaktı...

Aşk Masum Değil

Nasıl bir yazgıydı bu, yazanı yazdıranı belli olmayan? Hangi kader
çizgisiydi yollarını kesiştiren? Hangi rüzgarlardı o güzel kadını, onun
sakin küçük dünyasına getiren? Onu sakin denizlerden sürükleyip
fırtınalı okyanuslara atan? Sırası mıydı bu aşkın, o ununu elemiş
eleğini asmış, tüm sevdaları sürgünlere göndermişken?

Hangi acımasız yazgıydı, onu yeniden aynalara baktıran. O aynalar ki,
hiç yalan söylemeyi bilmezlerdi. Geçen yılların bırktığı izleri insanın
yüzüne acımasızca vururlardı. Azaltamazdı ki kalan saçlarındaki akları,
yüzündeki çizgileri. Küçülüp, eriyordu, o güzel kadının belleğine
kazınmış resminin yanında. Utanıyordu sevdasından, aşkından. Ona giden
yollardaki uçurumlar, engeller büyüyordu. O, giderek uzak ve erişilmez
bir tanrıça oluyordu. Kâr etmiyordu hiçbir şey; bilge teselliler,
kitaplarda okudukları.

İster itiraf etsin, ister etmesin, düştüğü durumun bir tek tanımı vardı
ve o da aşktı, sevdaydı. Ve o ömrümde hiç böyle sevdalanmamıştı. Bu
sevda, platonik, romantik gibi klişelere sığmayan bir sevginin ürünüydü.
Sözcüklerle tanımlanamayan, gece gündüz her saat, her an onu
düşündüren, ona özge bir sevdaydı. Ah, bu yürek değil miydi onu yakan,
bu onulmaz sevdalara düşüren. Sevginin o mütiş gücünü bu sevda ile
öğrenmişti yeniden. Sevdiğiyle sadece aynı mekanlarda olabilmenin bile
ne büyük bir mutluluk olduğunu, onun sadece telefondan duyulan sesinin
bile tüm gökyüzünü maviye çevirebileceğini, karanlıkları
aydınlatabileceğini bu sevda ile yaşamıştı. Ve aşkın insana çılgınlıklar
yaptırabileceğini yeniden ta kanında hissediyordu.

Aşık olduğu kadınla olan en kısa ayrılıklar bile ona dayanılmaz
geliyordu. Şimdi o yine uzaklardaydı. Ve ona olan hasreti aralarındaki
mesafeler artıkça artıyordu. Üstelik günlerdir ondan haber alamamak
kendisini deli ediyordu. Ona merhaba diyebilmek, bir tek sözcük de olsa
sesini duyabilmek için her yolu deniyordu. Ama tüm çabaları sonuçsuz
kalıyordu. Gece gündüz, her an onu düşünüp ona ulaşamamak, korkunç bir
ızdıraptı. Kahrolmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu, elinden. Bu griler
grisi, mavi yoksunu gökyüzünün altında çıldırasıya özlüyordu o kadını,
onun gözlerini, gözlerinin rengini, gülüşünü.

Ayrılık acısıydı bu, kolay değildi üstesinden gelmek. Haykırsaydı
sevgisini pencerelerden, bağırsaydı adını sokalara, diner miydi acıları?
Yılın son günde yağan karın beyazına dökseydi karanlıklarını,
aydınlanır mıydı içi? Batmakta olan güneşin kızıllığına, sütmavisi
kesilen gökyüzüne çizseydi aşkını, azalır mıydı o kadına olan özlemi?
Kalemini kanına batırıp ak kağıtlara yazsa bu aşkı, biter miydi hasret?

Bu son ayrılık, onu genç kadına olan sevgisini sorgulamaya zorluyordu.
Aklı, bu sevdanın, hiçbir gerçekliğinin ve geleceğinin olmadığını
söylüyor; kendisi için hiçbir şey ifade etmediğin, senin sevdana
gereksinimi olmayan o kadını neden seviyorsun? diye soruyordu. O ve
kalbi akılına karşı inatla direniyorlardı. "Evet, değer", diyordu, "yüz
kere, bin kere değer!". Çünkü o kadın yaşamından çıktığında kendisini
tekrar ölü hayatların, mavisi ve güneşi olmayan günlerin beklediğini
biliyordu. "Değer" diyordu, "herşeye değer! Uğruna ölmeye, çılgınlıklar
yapmaya, deli divane olmaya, Kerem gibi yanmaya değer!"

Niçin mi? Sadece o kadını görebilmek için, sadece sesini duyabilmek
için, sadece güzel gözlerine bakabilmek için, o sıcak, o çocuksu
gülüşünü yaşayabilmek için. Onu görünce heycanlanmak, onunla konuşurken
toy bir delikanlı gibi ne söyleyeceğini, ne diyeceğini şaşırmak için.
Onunla birlikteyken, onu düşünürken tüm dünyayı, tüm kaygıları
unutabilmek için.

Tektaraflı sevdaların seveni acılara boğabileceğini ta başından
biliyordu ve o acıları ak kağıtlara dökerek, şiirleştirip,
öyküleştirerek yenebileceğini düşünmüştü. Ama bunun olanaksız olduğunu
kısa zamanda anlamıştı: Gerçek aşk kendini yazdırmıyor, kağıda
dökülemiyordu. Ve o aşka tutsak, aşık olduğu kadın ona yasak olsa da,
aşka ihanet etmemek için; insanı insan yapan o yüce duygudan yana olmak
için; belki de sadece "onu seviyorum, o halde yaşıyorum!", diyebilmek
için, sonuna kadar direnecekti
GoDFaTHeR
GoDFaTHeR
Farkımız*Tarzımız*
Farkımız*Tarzımız*

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 3016
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 455
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 30/04/10

https://kopuk1.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aşk hikayeleri Empty Geri: Aşk hikayeleri

Mesaj tarafından İsTanbuL Paz Mayıs 16, 2010 12:16 am

tşkler..
İsTanbuL
İsTanbuL
ρяєηѕєѕ
ρяєηѕєѕ

<B>Mesaj Sayısı</B> Mesaj Sayısı : 134
<B>Rep Sayısı</B> Rep Sayısı : 48
<B>Kayıt tarihi</B> Kayıt tarihi : 03/05/10

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz